Size biraz da ailemden
bahsedeyim. Ben 1 Ağustos 1976’da İstanbul Nişantaşı’nda doğdum. Babam ressam
Selim Cebeci, annem ise illüstratör Zerrin Cebeci’dir.
Anlaşamayıp
ayrıldıklarında ben ilkokuldaydım ve annemin yanında kaldım. Maddi değil ama
manevi imkânlarımız hep yerindeydi. Yağlıboya tüpleri, terebentin kokusu, guaş
boya, kretuar (maket bıçağının Fransızcasının Türkçesi), The Beatles, The
Rolling Stones, çoğuna bugün bile anlam veremediğim bilumum sanatsal film… Kendimi
bildim bileli hep yanı başımda olan şeylerdi.
Çocukluğum biraz
başıboşluk duygusuyla geçti. Tek çocuktum ve arkadaş edinmek konusunda da fırsatım
ya da hevesim pek yoktu. Ben daha çok büyüklerimle birlikte büyüdüm. Ailemin
dostları da genellikle hep sanatçıydı. Orhan Pamuk, Şahin Kaygun, Engin Ayça,
Gültekin Çizgen, Semih Kaplanoğlu, Ahmet Elhan ve daha niceleriyle kurulu
sosyal ağ içerisindeki bir köşede, sessizce çizimler yaparak geçti tüm
çocukluğum.
Tabii bir erkek çocuğu olarak en çok robotlar, şövalyeler, uçaklar çizerdim ama maruz kaldığım popüler kültür unsurları olan E.T., The Beatles, Süperman, Rambo ve Rocky de sık sık ele aldığım konular arasındaydı. Bir de arada ailemden ve çevresinden kişilerin portrelerini çizmeye de çalışırdım.
Fotoğraf sanatçısı Zafer Tekin bana şövalye ve komandonun bir karışımı olan “Şomando” lakabını takmıştı.
Benim için bu ortam
içerisinde kendimi oyalayabilecek yegâne şey çizim yapmaktı. Ama hiçbir zaman kolay
bir hayatımız olmadı. Belki de bu yüzden hep zor olanı seçmeyi tercih
etmişimdir.
Özellikle yoğun olarak heavy
metal dinlediğim ortaokul dönemlerimde, sadece rapido kalemleri kullanarak yaptığım canavar robotlar serisinde,
gelecekte üniversitede öğreneceğim tezhip sanatının çalışma erdemlerinin ilk
örneklerini vermeye başlamıştım.
İnanın bunu laf olsun diye söylemiyorum.





Selamlar. Benim için çok güzel günlerdi.Annen ve babanın hakkını ödeyemem. Gözlerinden öpüyorum.
YanıtlaSilZafer Abicim benim!...
Sil