Dövmeci Bölüm 7
ASOSYALLİKTEN
SOSYALLİĞE GEÇİŞ
Lâçin’le dershanede
tanışmıştık. O sırada ben dershane kantininde ağzımda yeni başladığım sigaram,
elimde kalemim, defterime karanlık temalı bir şeyler çiziyordum. Laçin yanıma
geldi ve çizimlerimle ilgilendi. Bir müzik gruplarının olduğunu ve trash metal çaldıklarını söylediğinde şaşırdım.
Çünkü tarzı hiç de öyle görünmüyordu. En azından Akmar Pasajı’nda gördüğüm
tiplere benzemiyordu. Bana grubu Dimensions’dan, kaydetmek istedikleri demodan
ve çizimlerimi de demoda kullanabileceklerinden bahsetti.
Ben o zaman daha gitar
çalmıyordum. Hatta bir elektrogitara elim bile değmemişti. Zaten o yıllarda
Türkiye’de doğru düzgün gitar da bulamazdınız. Hatta hatırlıyorum, bir gün
tüneldeki bir müzik mağazasının vitrininde iki tane elektrogitar görmüştüm de
markalarının Fender olduğuna inanamamıştım. O zaman birisi çıkıp da bana ileride
kendim için dünyanın en önde gelen gitar yapımcılarından birine, cilasının
altında adımın yazdığı, yıllanmış sekoya ağacından bir elektrogitar
yaptıracağımı söylese acaba ne derdim?
Dokunduğum ilk
elektrogitar Lâçin’indi. Kötünün iyisi, pembe bir Maison. Ama esas beni
etkileyen gitarın görüntüsü değil sesiydi. Meğer gitarın sesinin o şekilde
çıkmasını sağlayan şey, adına distortion
denilen ve ayakla komuta edilen küçücük bir cihazmış. Lâçin gitarıyla bana
Pentagram’ın Powerstage parçasını
çaldı ve kendi grubunun ismini de bir Pentagram parçası olan Dimensions Of Death’ten aldığını
söyledi.
Ne ilginç bir tesadüftür
ki Lâçin de ailesi ile benim annemle yaşadığım evin iki üst sokağında
oturuyordu. Annem zaman içerisinde bu durumdan pek hoşlanmayacaktı. Çünkü o
günden itibaren Lâçin ile çok yakın dost olduk.
Ona kanımın kaynamasına
sebep olan şeylerden biri de, ortak zevklerimizden bir tanesinin Beatles
olmasıydı. Hem trash metal hem
Beatles.
THE BEATLES'IN ETKİSİ
“İlk dinlediğin parça Obladi Oblada’ydı” derdi annem. Evimizde
Dual marka bir pikap vardı. O pikap ilk başlarda yerde duruyormuş. Ben de
bebekken ne zaman bizimkiler Beatles’ın o meşhur toplama albümü olan Blue Album’ü koysalar, sıra Obladi Oblada’ya geldiğinde emekleye
emekleye pikaba doğru gidermişim. Sonra plakları çizmeyeyim diye o pikabı daha
yüksek bir yere koydular.
Bazı gruplar vardır ki o
grupları beğenmek veya beğenmemek gibi ayrımlardan ayrı tutmak gerekir.
İşte Beatles da benim
için aynen böyle bir gruptur.
Bana göre, Paul McCartney
16.yy da yaşamış olsa, bugün ismi Mozart’larla, Beethoven’larla anılacak kadar
üst düzey bir müzisyendir. Yeteneğini popüler kültür için kullanması, bence son
derece dikkate alınması gereken bir unsur.
John Lennon, rock n’ roll ruhunun asiliğini en doğal
şekliyle temsil ederken, protest yanıyla da kariyerinin her evresinde sisteme
karşı olan tavrını, hem zekice hem de cesurca belirtmiştir.
Ringo Starr… Allah her
gruba onun kadar enstrümanını sadece grubun müziği için çalan, kendini
bulunduğu ekibe ait hisseden bir müzisyen nasip eylesin. John Lennon, solo
kariyerindeki davulcusuna “Artizlik yapma, Ringo gibi çal” dermiş.
George Harrison…
Mülayimlik, mütevazılık, bilgelik ve egolardan arınmışlık timsali mübarek.
Bence Beatles ne bir rock n’ roll ne de bir pop grubu. Her
iki tanımlama da onların müzik tarihinde var ettikleri nadideliği tarif etmeye
yetemez.
Yine de 15 yaşımdaki
metalcilik dönemim boyunca, yeterince sert görünebilmek için, Beatles
dinlediğimi tüm metalci arkadaşlarımdan saklamıştım.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder