Dövmeci Bölüm 13
Lâçin’in
cesaretlendirmesiyle başladığım gitarı ilerletmiş, hatta onun grubuna ikinci
gitarist olarak bile girmiştim. Ama bir süre sonra edindiğim bilginin
yetersizliği beni bir öğretmen arayışına soktu. İyi de, bu kim olacaktı?
Kendime gitar öğretmeni
aradığımı bir gün Teşvikiye sahaflarından Zihni’nin ortağı Ferruh’a
söylediğimde bana, “Seni benim hocamla tanıştırabilirim” dedi. Ona kim olduğunu
sorduğumda ise bana “Mustafa Dönmez” dedi.
Yalnız kendisi Kadıköy’de
ders veriyor ve herkesi öğrencisi olarak kabul etmiyordu. O ana kadarki
araştırmalarımda da danıştığım herkes “gel abi hallederiz” şeklinde
yaklaştığından, Mustafa Dönmez hakkındaki bu ön bilgi bende onun hakkında bir
merak uyandırdı. Sonunda bir pazar günü Ferruh ile buluşup Kadıköy’e MustafaDönmez ile tanışmaya gittim.
Yaşlı biriyle
karşılaşmayı beklerken kapıyı açan genç ve yakışıklı adamı görünce biraz
şaşırdım. Ama bu ilerleyen dakikalarda uğrayacağım şaşkınlığın yanında az
kalırdı. Kendisi “Atmosfer” adlı gurubun kurucusuydu. Atmosfer, emprovizasyona
dayalı çok perspektifli bir müzik tarzı olan fusion icra ediyordu. İlk başta, fusion’a kıyasla çok daha anlaşılabilir müziklerden zevk alan bana
bu durum biraz itici gelmişti.
Ama sohbet derinleştikçe karşımdaki kişiden,
sevdiğim şeylere dair de çok şey öğrenebileceğimi anladığım için rahatlamıştım.
Sohbetimiz sırasında bir
de bana, Aslan burcu olup olmadığımı sorduğunda çok şaşırdım. Çünkü öyleydim.
Nasıl anladığını sorduğumda önce Ferruh’la göz göze gelip tebessümleştikten
sonra bana “Konuşmalarından ve davranışlarından” dedi ve ekledi: “Hatta
yükselenin de sanki Aslan olabilir”.
Ben o güne kadar burçları sadece magazin
dergilerin sayfalarından bildiğim için, yükselen burç nedir onu bile bilmezdim.
Doğum saatimle yükselen burcumun da Aslan olduğunu o gün öğrendim. Ama esas
sürprizi Mustafa Dönmez’in de Aslan üzeri Aslan olduğunu öğrendiğimde yaşadım.
Mustafa Abi’den bir sene
ders aldım. Verdiği ödevleri etüt ederken ilk defa ellerimin üzerindeki
damarların çıktığına şahit oldum. Ders dışında da bir abi-kardeş muhabbeti
geliştirdik. Ama bir sene sonunda eğitimimi daha ileri bir seviyeye götürmek
istemediğimi anladım. Daha 19 yaşındaydım ve gitarist olmak dışında da sanata
dair yapmak istediğim çok şey vardı.
Mustafa Abi’den bir
ömürlük ilham aldım. Ancak bu sürecin sonunda bir şey fark ettim ki, usta-çırak
ilişkisi ile yürütülen bir eğitim tarzı hiç de bana göre değildi.
Yıllar içerisinde bu
farkındalığım başka kulvarlarda karşılaşacağım deneyimlerle daha da oturdu.
Sonuçta insan faktörü. Herkesin artıları ve eksileri var.
Hem teknik, hem de
etik olarak gelişmenin en doğru yolunun insanın kendi iç sesini dinleyerek, adı
ne olursa olsun (Usta, Mentor, Koç, Guru…) tek bir kişinin metoduna fazla bağlı
kalmaması gerektiğini düşünüyorum. Bence kişi kendi kendisinin öğretmeni
olabilmeli.
Soldan sağa: Barış Erman, Mustafa Dönmez ve bendeniz. Sene 2007
Barış liseden arkadaşım olmakla birlikte benim ilk ve tek gitar öğrencim olmuş, ona öğretecek bir şeyim kalmadığında ise onu Mustafa Abi'ye havale etmiştim. Halen derse devam etmekle birlikte 24 Kasım öğretmenler gününde Mustafa Abi'yi ve beni arayarak, vefakarlık nedir sorusunun cevabını her sene bu şekilde verir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder