Dövmeci Bölüm 14
Okul ve dövme dışındaki
zamanı yeni çıkan albümleri takip ederek, beste yaparak, konser vererek ve
değişik zararlı alışkanlıkları deneyimleyerek geçiriyorduk. Dolayısıyla ders
çalışacak vakit kalmıyordu. Zaten hepimiz okula gıcıktık.
Ben ikinci sınıfa kadar
okuduğum Taksim Kemal Atatürk Lisesi’nden atılmayı başararak, sonradan mezunu
olduğum Etiler Lisesi’ne kapağı atabilmiştim.
Mevzu şöyle olmuştu: Tam
da biraz kendimden taviz verip saçlarımın boyunu kısalttığım lise ikinci
sınıfın birinci dönemiydi. Artık gömleğimi bile içime sokuyordum. Ama okulun
birinci senesi serbest olan kravat tipi değişmiş, yerine okulun adının yazılı
olduğu kravatlar gelmişti.
Benim de ayıptır söylemesi, rahmetli büyük babamdan
kalmış gayet muntazam kravatlarım vardır. Tabii ki tüm uyarılara rağmen okulun
yaptırttığı o dandik kravat yerine kendiminkileri takmaya devam ettim.
Sonunda
bir pazartesi sabahı bayrak merasimi sonrası okulun kapısından girerken müdüre
yakalandım. Herif daha ne oluyor bile diyemeden, sabah sabah herkesin
ortasında, suratıma okkalı bir tokat attı. Bende film kopmuş. Ne yaptığımı tam
olarak hatırlayamıyorum. Kimine göre ben de ona girişmişim, kimine göre sadece
küfür etmişim.
Ama olan olmuştu ve babamla müdürün karşılıklı mülakatları
sonucu kayıtım Etiler Lisesi’ne geçti.
Orası nam-ı diğer “Sürgün
Yeri” olan meşhur bir liseydi. Hikâyesi olmayan hiç kimse yoktu. Oraya
gittiğimde bazı öğrenciler beni duymuşlardı, ama müdürü bıçaklayan öğrenci
olarak. Benim hiç işim olmasa da orada böyle şeyleri seven ve sayan tipler de
vardı. Ben de hakkımdaki dedikodu için hiç sesimi çıkartmadım.
Vukuatlı tayinim
sayesinde orada, sosyal hayatıma zenginlik kazandıracak birçok renkli tiple,
arkadaşlıklar ve dostluklar kurdum. Dolayısıyla lise son sınıfı üç kerede
bitirebildim.
Mezuniyet Hatırası
Etiler Lisesi’nde okurken bizim sınıfın penceresinden Akmerkez’in inşasına tanık olduk. Bir zamanlar okulumuzun yanında bomboş duran arazide artık Türkiye’nin ilk AVM’lerinden olan Akmerkez yükseliyordu. Kısa sürede orası tüm öğrenciler için adeta ikinci bir kantine dönüşmüştü.
Bazı arkadaşlarımız oradaki dükkânlarda yarı zamanlı işlere
girmişti. Bizim sınıftan ön adı “Bombacı” olan (şimdi gerçek adını
anamayacağım) bir arkadaşımız, çalıştığı dükkânın deposunu patlatmış ve sınıfa
kolilerce muzlu süt dağıtmıştı. Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz içindi!..
O zamanlar memlekette
sigara yasağı da olmadığından hepimiz Akmerkez’in yemek katında tüttürüyorduk. Akmerkez’de
şehirlilerden çok öğrencileri görürdünüz. Yemek katındaki masalar öğrenciler
tarafından işgal edilmiş olurdu. Bir masada rocker’lar,
bir diğerinde ülkücü/racon tipler, az öte masada tiki’leri pis pis izleyen sol
görüşlü öğrenciler olarak hepimiz oraya takılır olmuştuk. Ben tek masaya
takılmazdım. Her masaya selam verirdim.
Zaten hiçbir zaman kendimi tek bir
gruba ait hissetmedim.
Okulumuzun efsanevi müdür
muavini Hülya Çavuş (kendisi erkekler tuvaletine bile sigara baskını yapardı) bile
artık yemek katına baskınlar düzenliyordu. Hatta bir ara öğlen saatinde
öğrencileri oraya almamaları için kapı görevlileriyle anlaşmıştı. Ama bu
anlaşma tabii ki çok uzun süremedi.
Munchies
kafasıyla yemek katındaki masalarda müşterilerin bıraktığı patates kızartmaları
ve çıtır tavuk kanatlarıyla az ziyafet çekmedik. Sadece içeceğimizi parayla
alır, gerisini beleşe getirirdik.
Yakın zaman önce bir
seyahat dönüşü, uçak inişe geçerken pencereden Akmerkez’i ve Etiler Lisesi’ni
gördüm. İkisi de artık ne de küpküçük, ne de upuzaktaydılar…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder